Bilgi

Türkiye’de Neden Bilim Üretemiyoruz?


Bu sorunun spesifik olarak bir çok cevabı var aslında. Ancak genel-genel geçer en net cevap kuşkusuz siyaset, futbol ve din ekseninden dışarı çıkamıyoruz. Dünyada olan biten bilimsel konuları hiçbir zaman irdeleyip üstünde düşünemiyoruz. Yaptığımız bilimsel çalışmalara baktığımız zaman çoğunluğu hayatımızı devam ettirmek, daha fazla para kazanmak, konforlu bir hayat sürmek adına olduğunu görüyoruz.

Ürettiklerimiz bilim adına değil tamamen hayatımızın akışı üzerinde kurgulandığı için üretilen her bilimsel bir çalışmanın dünyada çoğu zaman bir karşılığı bulunmuyor. Ülkenin elbette bir çok sorunu bulunuyor. Bu sorunlar içerisinde sadece boğuşup duruyoruz. Bir akademisyeni karşınıza alıp oturduğunuzda beş dakika içinde konular ülkenin politik sorunları üzerine yoğunlaşıyor. Eğer düşünceleriniz çakışıyorsa bu kez ortamdaki hava aniden geriliyor ve karşılıklı hamasete varan duygu yoğunluğu ortaya çıkıyor. Bir akademisyen veya bilim üreten bir kişilik için elbette temel amaç hayatına konfor sağlayacak kadar para kazanmak şeklinde düşünülebilir. Ancak burada amacı yani para kazanmayı ilk hedefe yerleştirdiğimizde bakiyemiz sadece “kendi çal kendin oyna” olayına dönüşüyor. Günümüz veya geçmiş zaman için şöyle bir dönüp baktığımıza adını tarihe altın harflerle yazmış bir çok kişiliğin aslında sefalete varan bir yaşam sürdürmüş olduğunu görüyoruz. Kısaca “paranın” öncelik olmadığını görüyoruz.

Başta belirttiğim siyaset, futbol ve din konularını nedense hiçbir zaman karşılıklı saygı ortamında konuşulduğuna hiçbir zaman tanık olmadım. Bunu bile beceremeyecek bir topluma dönüşüyor olmamız gerçekten acı verici. Bu durumun elbette bir çok nedeni var. Bunlardan en önemlisi bir siyaset, din veya futbol konularını konuları ile ilgisi, bilgisi olmayan kişilerin uzman diye karşımıza çıkması. Gerçeği araştırmadan, sorgulamadan sosyal medyada gördüğü yalan-yanlış bir haber üzerine yorum yapmak, fikir beyanında bulunmak sanırım bizlere özgü bir durum olduğunu söyleyebilirim.

Her şeyi eleştiriyoruz, hiçbir şeyi beğenmiyoruz, daha iyisini istiyoruz. Ancak eylem ve söylemler arasındaki çelişkiler yumağında durmadan aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz. Bir öğrenciye ilk öğretilen şey çok çalış ve daha fazla kazan! Robotlaştırılan öğrenciler bu döngü üzerinde hayatını şekillendiriyor. Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusu çorbanın tuzu aslında! Bu soruya verilen cevabın altında ise anne ve babanın çocuğu için önerdiği meslek yatıyor! Doktor, mühendis, avukat! Hiç kimse çocuğunun ne olabileceğini, neyi başarabileceğini veya ne olamayacağını neyi başaramayacağını düşünmüyor! Durum böyle olunca “tıp fakültesini, mühendisliği, öğretmenliği” kazanan bir öğrencinin mesleği kabusla sonuçlanıyor. Sonuç üretemiyoruz!

Kısır döngü içerisinde başarılı bir çalışmaya imza atan bilim insanları soluğu Avrupa’nın veya Amerika’nın bir kentinde alıyor. Adını bir ödülle duyuran güzel yurdumun insanını haberlerde gördüğümüzde bize kalan tek şey sadece övünmek! Sonra hep birlikte dönüp “neden beyin göçü” sorularını sormaya başlıyoruz. Sadece soruyoruz! Çözüm üretemiyoruz.

Her zaman bir bahanemiz var! Bahaneler üretmek üzerine dünyada belki ilk sıradayız. Her başarısızlığın sonucunda bir bahane üretmek kodlarımıza işlenmiş. Hiç kimse başarısızlığı kendinde aramak gibi bir düşünceye sahip değil. Lütfen gidin herhangi bir üniversitenin kapısını çalın! Gördüğünüz ilk akademisyene “neden bilim üretmiyorsun” sorusunu sorun! Beyin devrelerinizi yakacak bahaneleri “mahalle ağzı” ile anlatmaya başlayacaktır. Her zaman bir bahane ile günü kurtarmanın derdine düşmüş bir bilim insanı neyi üretebilir? Ülkeye ne kazandırabilir?

Futbol izleyin, siyaset yapın, din konularını konuşun! Bunları yapmayın veya uzak durun demiyorum. Ancak bunları uygar toplumların yaptığı şekilde yapmaya başladığımızda, birbirimizle barış içinde konuşmaya başladığımızda belki bir seviye atlayabiliriz. Bunları mahallenizdeki seyyar satıcıya, bakkala, berbere, manava, kasaba demiyorum. Bunları bilim üreten insanlara söylüyorum. Bir farkınız olmalı, bir duruşunuz, bir saygınlığınız olmalı. Odaklandığımız şeylerin bize ne kazandırdığı konusunda bilginiz, fikriniz olmalı.

Öncelikle tüm soruları ve sorunları kendimize sorarak başlayabiliriz. Hatayı nerde yapıyoruz? Türkiye’de ki bir teknik üniversitenin dünyanın ilk 500’ünü bırakın ilk 1000’lere girememesi ne ile açıklanabilir? Bu utancı kendimize nasıl yapabiliyoruz!

Ülkemizde bilim üretmenin en doğru yolu, ilk olarak öğrencilere verilen eğitimden geçiyor. Yetiştirilen her öğrenciyi bir sınav ve gelecek kaygısı olmadan üretken olmasını sağlayacak adımlar atılması gerekiyor. Sınav şekilleri değişebilir, okul değişebilir, ilgi alanları değişebilir. Ancak bunlar üretmemenin önünde hiçbir zaman bir engel değil. Arkasına sığındığımız bahanelerle çocuklarımızı, öğrencilerimizi yarış atı gibi kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Eğilimlerini uzmanlardan ve öğrencinin kendisinden öğrenerek en doğru kararı vermeliyiz. Zorlama yöntemlerle öğrencinin öğretmen, doktor, avukat, mühendis olmasını diretmemeliyiz. Öncelikli hedefi para yerine geleceğinde mutlu olacağı ve başarılı olacağı meslekler seçmesini sağlamak için uygun şartlar oluşturmalıyız.  Belki o zaman “neden daha iyi bilim üretemiyoruz” sorusunu soracağız.

Yorum Yapınız!

Yorum Bırakın!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top