<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Merve Cicioğlu, Yazar: TechWorm</title>
	<atom:link href="https://www.tech-worm.com/author/mervecicioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.tech-worm.com/author/mervecicioglu/</link>
	<description>Bilim ve Teknolojiye Dair Ne Varsa!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Oct 2019 17:53:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.7</generator>

<image>
	<url>https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2023/04/cropped-redico-32x32.png</url>
	<title>Merve Cicioğlu, Yazar: TechWorm</title>
	<link>https://www.tech-worm.com/author/mervecicioglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Moleküler Baskılama Teknolojisi</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/molekuler-baskilama-teknolojisi/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/molekuler-baskilama-teknolojisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 17:53:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[baskılama teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler baskılama teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler baskılama teknolojisi nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24118</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fischer; enzim-substrat etkileşimini açıklamak için hepimizin bildiği “anahtar-kilit” modelini öne sürmüştür. Bu modele göre enzimin üzerinde substratın üç boyutlu yapısını tamamlayan aktif bölgeler bulunmaktadır. Böylelikle substrat bir anahtar gibi kendisine özgü enzimin aktif bölgeleriyle etkileşir. Herhangi bir molekülün ne olduğunu anlamak bilim dünyasının en çok araştırdığı ve en çok merak ettiği konuların başında gelmektedir. Aslında [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/molekuler-baskilama-teknolojisi/">Moleküler Baskılama Teknolojisi</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Fischer; <strong>enzim-substrat</strong> <strong>etkileşimini</strong> açıklamak için hepimizin bildiği <strong>“anahtar-kilit”</strong> modelini öne sürmüştür. Bu modele göre <strong>enzimin</strong> üzerinde <strong>substratın üç boyutlu yapısını</strong> tamamlayan <strong>aktif bölgeler</strong> bulunmaktadır. Böylelikle <strong>substrat</strong> bir anahtar gibi <strong>kendisine özgü enzimin aktif bölgeleriyle</strong> etkileşir. Herhangi bir molekülün ne <strong>olduğunu anlamak</strong> bilim dünyasının <strong>en çok araştırdığı ve en çok merak ettiği</strong> konuların başında gelmektedir. Aslında <strong>doğaya baktığımızda</strong> her türlü <strong>kimyasal ve fiziksel</strong> etkileşimler, <strong>Hidrojen Bağı, Van Der Waals Kuvvetleri, Pi Etkileşimleri ve Hidrofobik Etki</strong> gibi <strong>entropik etkileri </strong>içine alan, <strong>kovalent olmayan etkileşimler </strong>sayesinde gerçekleşir. Vücudumuzda bir hastalık durumunda <strong>ortaya çıkan antikorlardan</strong> tutun da <strong>hücrenin yaşamsal fonksiyonlarının</strong> devam etmesi için gerekli olan <strong>bütün fonksiyonlar</strong> sadece <strong>molekülleri tanıdığı için</strong> gerçekleşir. Aksi taktirde ne <strong>hayatsal bir fonksiyon gerçekleşebilir</strong> ne de <strong>antikorların savunması</strong> gerçekleşebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tanıma veya tanımlama</strong> olarak adlandırabileceğimiz <strong>bu olay</strong> yapıların; d<strong>oğada bulunan amino asitleri, aromatik halkaları, çeşitli karbon zincirlerini </strong>içerebilir. Hatta <strong>doğada hiç var olmayan</strong> sentetik polimer yapılarını da içerebilir. Hangi özelliği <strong>tanımaya ihtiyaç duyulursa</strong> o özellik için bu polimerler oluşturulabilir. Örneğin <strong>pH ve sıcaklık değişimi, elektrik ve manyetik alan gibi</strong> dış etkilere karşı tepkiler, <strong>uygun fonksiyonel gruplar</strong> kullanılarak sağlanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Moleküler baskılanmış polimerler,</strong> hedef molekülün bulunduğu ortamda <strong>organik monomerlerin çapraz bağlanması ile </strong>oluşan sentetik sistemlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Peki Bu Baskılanmış Yapılar Nasıl Hazırlanıyor?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Moleküler baskılanmış polimer</strong> hazırlama süreci <strong>üç adımdan</strong> oluşur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1- Ön-Kompleksleşme:</strong> Hedef <strong>molekül</strong> ve fonksiyonel <strong>monomerler</strong> arasında <strong>kovalent bağlar ya da kovalent olmayan etkileşimler </strong>aracılığı ile <strong>kompleks</strong> oluşturulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2- Polimerleşme:</strong> Monomer-hedef molekül kompleksi, <strong>uygun bir çapraz bağlayıcı ve başlatıcı kullanılarak</strong> fonksiyonel <strong>monomer</strong> üzerinden polimerleştirilir. Polimer içindeki monomerlerin <strong>fonksiyonel grupları</strong> hedef molekül varlığında <strong>belli bir dizilime ve oryantasyona göre</strong> sabitlenirler. Böylelikle <strong>tanıma yeteneğine sahip üç boyutlu gözenekli</strong> polimer yapısı elde edilir</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> 3- Yıkama (Elüsyon):</strong> Hedef moleküller <strong>uygun çözücüler yardımıyla</strong> polimerden uzaklaştırılır ve üç boyutlu yapısıyla <strong>hedef molekülün büyüklüğüne ve fonksiyonel gruplarına</strong> özgün bellekler meydana gelir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özelliklerine bakacak olursak;</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Moleküler baskılama polimerlerinin</strong> hazırlanmaları <strong>uzun süremez.</strong></li>
<li><strong>Ucuz</strong> olduklarından <strong>maliyetleri düşüktür </strong>ve bu nedenle <strong>tercih</strong></li>
<li>Zor koşullarda bile <strong>uzun süre kalıcılıklarını</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kullanım Alanları </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Moleküler baskılanmış polimerlerin <strong>çok sayıdaki kullanım alanından </strong>biri de <strong>istenmeyen maddelerin</strong> <strong>kandan</strong> uzaklaştırılmasıdır. Örneğin, <strong>kolesterol baskılanmış polimerler,</strong> kandan <strong>kolesterol uzaklaştırılması </strong>için ya da <strong>böbrek hastaları için diyalize</strong> alternatif bir çözüm sunabilirler. Kısacası <strong>kandaki istenmeyen molekülleri</strong> tespit edip onları uzaklaştırmanın en iyi seçeneği <strong>moleküler baskılanmış polimerlerdir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Moleküler baskılanmış polimerler <strong>daha saf ilaç elde etmek için ilaç endüstrisinde de</strong> kullanılabilir. Direk olarak <strong>hastalık etkenine etki edebilecek nitelikte</strong> olduklarından bu alan <strong>araştırmaya</strong> çok elverişlidir. Bu polimerler <strong>çok işlevli biyosensör görevi de</strong> görebilirler. Yani aynı anda <strong>birden çok molekülün varlığını veya yokluğunu </strong>tespit edebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekosistemde de oldukça <strong>faydalı</strong> kullanılabilirler. Örneğin <strong>göllerin, dere ve toprakların temizlenmesi</strong> için kullanılabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Moleküler baskılanmış polimerler <strong>uzun süreli etkiye</strong> sahip olduklarından <strong>endüstriyel enzimlere alternatif olarak da </strong>kullanılabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yıllarda <strong>Hepatit B gibi hastalıkların</strong> kolay teşhisinde ve <strong>talasemi hastalarının kanından demirin uzaklaştırılması gibi</strong> tedavi amaçlı kullanılmasına yönelik <strong>çalışmalar</strong> mevcuttur.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/molekuler-baskilama-teknolojisi/">Moleküler Baskılama Teknolojisi</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/molekuler-baskilama-teknolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kriyojel Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/kriyojel-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/kriyojel-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 17:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kriyojel]]></category>
		<category><![CDATA[kriyojel kullanum alanları]]></category>
		<category><![CDATA[kriyojel nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24114</guid>

					<description><![CDATA[<p>1960 yılında malzeme potansiyeli keşfedilen kriyojeller; kısmen donmuş monomerik veya polimerik çözeltilerle hazırlanan üç boyutlu jel matriksleridir. Makrogözenekli veya süper makrogözenekli yapıda olup, süngerimsi morfolojiye sahip jellerdir. Bu yapısı nedeniyle hem difüzyon akışı hem de kütle aktarımı etkin bir şekilde gerçekleşir. Özellikle ozmotik, kimyasal ve mekanik kararlılıkları nedeniyle biyolojik uygulamalarda önem kazanmıştır. Bu yüzden birçok [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kriyojel-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Kriyojel Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1960 yılında <strong>malzeme potansiyeli</strong> keşfedilen <strong>kriyojeller;</strong> kısmen donmuş <strong>monomerik veya polimerik çözeltilerle </strong>hazırlanan <strong>üç boyutlu </strong>jel matriksleridir. <strong>Makrogözenekli</strong> veya <strong>süper makrogözenekli</strong> yapıda olup, <strong>süngerimsi morfolojiye</strong> sahip jellerdir. Bu yapısı nedeniyle <strong>hem difüzyon akışı hem de kütle aktarımı</strong> etkin bir şekilde gerçekleşir. Özellikle <strong>ozmotik, kimyasal ve mekanik kararlılıkları</strong> nedeniyle <strong>biyolojik uygulamalarda</strong> önem kazanmıştır. Bu yüzden <strong>birçok uygulamalarda</strong> kullanılmıştır. Bunlar;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hücre ve DNA Saflaştırma Sistemleri</li>
<li>Kromatografik Sistemlerde (biyolojik nanopartiküllerin; <strong>plazmidler, virüsler, hücre organelleri</strong>)</li>
<li>Biyopolimer veya Hücrelerin İmmobilizasyon Sistemlerinde</li>
<li>Hücre-Matriks Etkileşimleri</li>
<li>Virüslerin İmmünosorpsiyonunda</li>
<li>Biyosensör Uygulamalaları</li>
<li>İlaç Sistemlerinin Tasarımında</li>
<li>Moleküler Baskılama Tekniklerinde</li>
<li>Doku Mühendisliği Uygulamalarında</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Özellikle <strong>kriyojelleri</strong> <strong>doku mühendisliğinde</strong> tercih etmemizin nedeni; <strong>mikro ve makro gözeneklerin</strong> birbiri ile bağlantlı olması, <strong>gözenek boyutunun ayarlanabilmesi, </strong>doğal/sentetik, immunojenik ve/veya karsinojeik etkilerinin bulunmaması, <strong>biyobozunur özellikte olabilmeleri</strong> ve <strong>kolay üretimleridir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kriyojellerin Üretimi</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Agaroz, dekstran</strong> gibi doğal <strong>biyopolimerler</strong> veya <strong>poliakrilamid, polilaktik asit gibi</strong> sentetik polimerlerle <strong>kriyojel</strong> üretmek mümkündür. Kriyojeller <strong>polimer ağlarının fiziksel veya kimyasal çapraz bağlanmasıyla</strong> oluşturulabilir. Kriyojeller, <strong>fiziksel veya kovalent çapraz bağlanmış</strong> heterojen polimer ağlarla ile elde edilebilir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-24116" src="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/kriyojel.jpg" alt="" width="526" height="222" srcset="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/kriyojel.jpg 526w, https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/kriyojel-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 526px) 100vw, 526px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kriyojelleri elde etmek için <strong>çözücünün donma noktasının</strong> altında işlem yapmak gerekir. Böylece zamanla <strong>çözücünün büyük bir kısmı donup</strong> birbirine bağlı <strong>buz kristalleri</strong> oluştururken, bu buz kristallerinin etrafında <strong>donmamış sıvıda bulanan polimer öncüleri</strong> polimerleşerek buz kristallerinin etrafında <strong>bir ağ yapı</strong> oluştururlar. Burada donmuş çözücü kristalleri <strong>gözenek oluşturucu ajan</strong> görevindedir. Polimerleşme gerçekleştikten sonra <strong>donmuş karışım oda sıcaklığına getirildiğinde</strong> buz kristalleri erir ve makrogözeneklere sahip <strong>polimer ağ yapı elde</strong> edilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kriyojel-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Kriyojel Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/kriyojel-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrollü İlaç Salım Sistemleri</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/kontrollu-ilac-salim-sistemleri/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/kontrollu-ilac-salim-sistemleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 17:33:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç hedefleme nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç salım çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç salım sistemi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç taşiyici sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[kontrollü ilaç salım sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[kontrollü ilaç salım sistemleri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kontrollü ilaç salımı için akıllı bir taşıyıcı modeli]]></category>
		<category><![CDATA[nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[nanotaşıyıcı sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji ilaç salınımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastalık ne olursa olsun ondan kurtulmak için aklımıza gelen ilk soru hangi ilaçla iyileşeceğimizdir. Dünya ilaç sektörü yıllardan beri ülke ekonomilerinin en sarsılmaz kısmını oluşturmaktadır. Sadece hastalıkların tedavisi için yeni moleküller geliştirmek değil bu ilaçların hastalara veriliş şekilleri de önemlidir. Son yıllarda ilaç dozunu minimuma indirmek, dozlama periyodunu uzatmak, hastanın yan etkilerden etkilenmemesini sağlamak amacıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kontrollu-ilac-salim-sistemleri/">Kontrollü İlaç Salım Sistemleri</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Hastalık</strong> ne olursa olsun <strong>ondan kurtulmak için</strong> aklımıza gelen ilk soru <strong>hangi ilaçla</strong> iyileşeceğimizdir. Dünya ilaç sektörü <strong>yıllardan beri ülke ekonomilerinin</strong> en sarsılmaz kısmını oluşturmaktadır. Sadece <strong>hastalıkların tedavisi için</strong> yeni moleküller geliştirmek değil bu <strong>ilaçların hastalara veriliş şekilleri de</strong> önemlidir. Son yıllarda <strong>ilaç dozunu minimuma indirmek, dozlama periyodunu uzatmak, hastanın yan etkilerden etkilenmemesini sağlamak</strong> amacıyla çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Yani bir hastalığın tedavisinde <strong>bir kutu ilaç içip iyileşmeyi beklemek</strong> yerine <strong>tek bir tabletle iyileşmeyi beklemek</strong> olası yan etkilerden <strong>en az düzeyde etkilenmek için</strong> birçok çalışma yapılmaktadır. Bunların başında <strong>kontrollü ilaç salım sistemleri</strong> gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kontrollü salım sistemleri,</strong> ilaçları istenilen dozlama aralıklarında <strong>hedef dokuya vermeye</strong> dayanan etkin bir <strong>tedavi</strong> yöntemidir. İlaç kana karıştıktan sonra <strong>kandaki etken madde seviyesi etkili olduğu plazma aralığında</strong> kalmalıdır. Geleneksel yöntemlere bakıldığında <strong>ilaç belli aralıklarda tablet ya da kapsül şeklinde</strong> oral yolla alınır veya enjeksiyon yoluyla doğrudan kana verilir. İlacın hastalığa etki edebilmesi için <strong>etkili olabilecek derişim miktarı</strong> ve <strong>buna karşılık yaşanması ihtimal olan asgari düzeydeki toksik derişim miktarı</strong> arasında iniş çıkışlar olmaktadır. Bu dalgalanmalar neticesinde de bizler <strong>tek tablet veya tek doz yerine</strong> defalarca <strong>ilaç almak zorunda</strong> kalırız. Kontrollü ilaç salım sistemlerinde ise <strong>ilacın terapötik etki aralığında</strong> uzun bir periyot boyunca salımı gerçekleşebilmektedir. Kontrollü ilaç salım sistemlerinde <strong>ilacın salım mekanizması</strong> çok önemlidir. İlaçların <strong>polimer sistemlerinden </strong>salımı için <strong>dört genel yöntem</strong> bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1- Difüzyon Kontrollü Sistemler</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Rezervuar (Zarlı) Sistemler</li>
<li>Matriks (Monolitik) Sistemler</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>2- Kimyasal Kontrollü Sistemler </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Biyobozunur Sistemler</li>
<li>Zincire Takılı Sistemler</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>3- Şişme Kontrollü Sistemler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4- Ayarlanmış Sistemler </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Difüzyon kontrollü sistemler;</strong> rezervuar (zarlı) ve matriks (monolitik) olmak üzere <strong>iki grupta</strong> incelenebilir. Rezervuar sistemlerde <strong>ilaç polimerik bir zarla</strong> çevrilidir. Bu sistemlerde ilaç salımı zardan <strong>difüzyonla</strong> gerçekleşir. Bu sebeple <strong>ilacın difüzyon hızı zarın türü ve kalınlığı ile</strong> kontrol edilir. Klasik difüzyon mekanizması ve mantığına etki eden her parametre <strong>bu sistemlere de</strong> etki etmektedir. İlaç parçacıklarının çevrelemesi gereken <strong>difüzyonun mesafesi ile salım </strong>sabit tutulur. Böylelikle rezervuar sistemlerde salım <strong>sıfırıncı derece salım kinetiğiyle</strong> gerçekleşir. Bir diğer difüzyon kontrollü sistem olan <strong>matriks (monolitik) sistemlerde</strong> ilaç polimer içinde <strong>çözünmüş veya dağılmış</strong> şekildedir. Hazırlanması rezervuar sistemlere göre daha hızlıdır. En büyük dezavantajı <strong>ilacın salım hızının difüzyon mesafesinin</strong> artmasıyla azalmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kimyasal kontrollü sistemler;</strong> biyobozunur sistemler ve zincire takılı sistemler olmak üzere temel olarak <strong>ikiye</strong> ayrılırlar. <strong>Biyobozunur sistemlerde,</strong> asit veya baz hidrolizi, enzimatik etki veya oksidasyon ile <strong>polimer zamanla</strong> aşınır. Polimer aşındıkça, <strong>ilaç salımı</strong> gerçekleşir. Malzemenin biyobozunur özelliğinden dolayı <strong>vücuttan kolayca atılması</strong> en büyük avantajıdır. Zincire takılı sistemlerde, <strong>ilaç polimer ağına parçalanabilir kovalent bağlarla</strong> bağlıdır. Bağların parçalanması <strong>hidrolitik veya enzimatik yolla </strong>olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şişme kontrollü sistemlerde;</strong> şişebilen polimerlerden ilaç salımı, <strong>çözücünün polimer matriksine girmesi</strong> sonucu polimerin <strong>camsı-elastiğimsi geçişi esasına</strong> dayanır. Çözücü <strong>polimer yapısına girdiği anda </strong>polimer şişerek camsı <strong>geçiş sıcaklığı</strong> düşer. Böylelikle <strong>camsı haldeki polimerik yapı elastiğimsi hale</strong> geçer ve <strong>ilaç salımı</strong> başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayarlanmış sistemlerde ise <strong>substrat-duyarlı ya da sıcaklık, pH, iyonik güç, elektriksel alan ve UV ışığı</strong> gibi <strong>çevre-duyarlı</strong> olarak tasarlanabilirler. Bu sistemlerde genel olarak <strong>akıllı polimerik jeller</strong> kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kontrollü İlaç Salım Sistemlerinin Uygulama Yolları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kontrollü ilaç salım sistemlerinin uygulama yolları <strong>ilacın moleküler yapısına, salım sisteminin yöntemine, dozlama aralığına, maliyete</strong> ve <strong>hastanın durumuna göre</strong> çok çeşitli kontrollü salım uygulamaları bulunmaktadır. İlacın veriliş yolu <strong>terapötik sonucu</strong> doğrudan etkilemektedir. Bu tipteki bir ilaç; <strong>oral parental, transdermal, pulmoner, rektal, oküler yolla ve implant sistemi</strong> olarak hastaya verilebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kontrollu-ilac-salim-sistemleri/">Kontrollü İlaç Salım Sistemleri</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/kontrollu-ilac-salim-sistemleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sentetik Biyoloji Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/sentetik-biyoloji-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/sentetik-biyoloji-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 17:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik biyoloji kullanım alanları]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik biyoloji nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24107</guid>

					<description><![CDATA[<p>Henüz bir zigotken hücrelerimiz büyüme, bölünme, sinyalizasyon ve farklılaşma gibi çeşitli fonksiyonları gerçekleştirmek için birbiriyle etkileşim içerisinde olan genlerin ve proteinlerin genetik devrelerini kullanır. Sentetik biyoloji, iyi karakterize edilmiş genlerin ve proteinlerin sentetik gen devrelerini tasarlama, inşa etme ve onların canlı hücrelerdeki davranışlarını analiz etmeye dayanan bir alandır. Kökeni biyomimetik olan sentetik biyoloji; mühendislik yaklaşımlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/sentetik-biyoloji-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Sentetik Biyoloji Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Henüz bir <strong>zigotken</strong> hücrelerimiz <strong>büyüme, bölünme, sinyalizasyon ve farklılaşma</strong> gibi çeşitli fonksiyonları gerçekleştirmek için <strong>birbiriyle etkileşim içerisinde olan genlerin ve proteinlerin</strong> genetik devrelerini kullanır. <strong>Sentetik biyoloji,</strong> iyi karakterize edilmiş <strong>genlerin ve proteinlerin</strong> sentetik gen devrelerini tasarlama, inşa etme ve onların canlı hücrelerdeki <strong>davranışlarını analiz etmeye dayanan</strong> bir alandır. Kökeni <strong>biyomimetik</strong> olan sentetik biyoloji; <strong>mühendislik yaklaşımlarıyla</strong> oluşturulan <strong>gen devreleri, hücresel bilginin işlenmesi, hücresel davranışların</strong> mekânsal ve zamansal değişimini <strong>anlayabilmemizi ve modelleyebilmemizi</strong> sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gen ve proteinlerin</strong> tanımlanmasını sağlayan <strong>“omiks çağı”</strong> olarak adlandırdığımız, genlerin ve proteinlerin <strong>“network”</strong> yapıları hakkında <strong>detaylı bir bakış açısı </strong>sağlayan <strong>sistem biyolojisi</strong> ile birleşerek, <strong>mühendislik ve diğer fen bilimleri</strong> prensiplerine dayalı <strong>disiplinler arası yeni bir bilim</strong> olan <strong>sentetik biyolojinin temellerini</strong> oluşturmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sentetik biyolojinin <strong>nihai amaçları,</strong> doğada biyolojik tasarım prensiplerini, gen ve protein devrelerinin <strong>rasyonel inşası</strong> ile anlamaktır. Bu alan <strong>komplex moleküllerin</strong> hatta <strong>biyolojik sistemlerin nasıl olduğunu</strong> anlamamıza da fayda sağlamıştır. Bugün kullandığımız <strong>yeni nesil biyoteknolojik cihazlar</strong> molekülleri, yapıları net bir şekilde anlamamızdan sonra <strong>optimize</strong> edilmiştir. İlk inşa edilen<strong> sentetik gen ağı-genetik geçiş anahtarı </strong>ve <strong>represilatör, </strong>mühendisliğe dayanan metotların kullanımı ile sofistike, gelişmiş ve sayısal işlem davranışlarının <strong>biyolojik sistemlere entegre edilebildiğini</strong> göstermiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-24109" src="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/sentetik-biyoloji-nedir.jpg" alt="" width="750" height="422" srcset="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/sentetik-biyoloji-nedir.jpg 750w, https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/10/sentetik-biyoloji-nedir-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<h2 style="text-align: left;">Sentetik Biyoloji Kullanım Alanları Nelerdir?</h2>
<p style="text-align: justify;">Sentetik biyolojinin <strong>kullanıldığı</strong> çok fazla alan vardır. <strong>Örneğin;</strong> daha iyi özelliklere sahip daha <strong>dayanıklı ve verimli ürünle</strong>r elde etmek hatta farklı türde <strong>meyve sebze elde etmek için</strong> sentetik biyoloji kullanılabilir. <strong>Bakteri ve mantarlara</strong> insan proteinleri ürettirmek <strong>hatta doku mühendisliği</strong> ile <strong>organ üretimi </strong>bile bu alanın konusu olabilir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Antibiyotik</strong> ve <strong>Hücre-Hücre İletişim Sistemini</strong> (Quorum Sensing) kullanarak <strong>transkripsiyonel biyosensörlerin</strong> üretilmesi.</li>
<li>Sentetik biyoloji sayesinde <strong>tasarlanan hücrelerle sürdürülebilir enerji, biyolojik yenilenme, moleküler ilaçlar ve yeni nesil malzemelerin</strong> üretimi.</li>
<li>Rekombinant olarak <strong>çeşitli hormonların ve ilaçların</strong> üretimi.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Sentetik biyoloji sayesinde <strong>ilerde DNA molekülünü</strong> tıpkı <strong>bir lego parçası gib</strong>i parçalarına ayırıp <strong>istediğimiz şekilde</strong> tekrar birleştirebileceğiz. Ortaya çıkan <strong>ürünler, malzemeler veya değişik organizmalar</strong> ne olur bilinmez ama bu alan <strong>günümüz biyoteknoloji dünyasının</strong> ilham aldığı <strong>eşsiz bir ayrıntı olma özelliğini</strong> korumaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/sentetik-biyoloji-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Sentetik Biyoloji Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/sentetik-biyoloji-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nanobilim ve Nanomühendislik Nedir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/nanobilim-ve-nanomuhendislik-nedir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/nanobilim-ve-nanomuhendislik-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 17:11:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[nanobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nanobilim nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nanomühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[nanomühendislik nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nanobilim, herhangi bir ayrıtının boyutu 1-100 nanometre (nm) arasında kalan materyallerin özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Nanobilim ile maddeler atomik, moleküler ve makromoleküler boyutta manipüle edilebilmektedir. Bir nanometre ölçü birimi olarak metrenin milyarda birine eşittir. &#8220;Nanoskala&#8221; olarak adlandırdığımız ölçek tipinde malzemeleri nanoölçekte ölçtüğümüz zaman başka bir dünyanın kapılarını açmaktayız. Bu dünyada bildiğimiz herşey farklı özellikler gösterir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/nanobilim-ve-nanomuhendislik-nedir/">Nanobilim ve Nanomühendislik Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Nanobilim,</strong> herhangi bir ayrıtının boyutu <strong>1-100 nanometre (nm)</strong> arasında kalan <strong>materyallerin</strong> özelliklerini <strong>inceleyen</strong> bilim dalıdır. Nanobilim ile maddeler <strong>atomik, moleküler ve makromoleküler</strong> boyutta <strong>manipüle</strong> edilebilmektedir. Bir <strong>nanometre</strong> ölçü birimi olarak <strong>metrenin milyarda birine</strong> eşittir. <strong>&#8220;Nanoskala&#8221;</strong> olarak adlandırdığımız ölçek tipinde <strong>malzemeleri nanoölçekte ölçtüğümüz</strong> zaman başka bir dünyanın kapılarını açmaktayız. Bu dünyada bildiğimiz herşey <strong>farklı özellikler</strong> gösterir. Örneğin çağlar öncesinden <strong>inert olarak bildiğimiz</strong> ve <strong>diş implantlarında</strong> sıkça kullanılan <strong>altın,</strong> nanodünyada oldukça <strong>inert bir malzeme haline</strong> gelmektedir. Malzemelerin özelliklerinin bu denli değişmesi tek bir şekilde <strong>yani kuantum fiziğiyle</strong> açıklanabilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nanoboyutun <strong>sıfır noktası </strong>olarak kabul edebileceğimiz <strong>alt sınırı</strong> 1 nanometredir. <strong>1 nanometrenin (nm)</strong> altında <strong>tek atom boyutuna</strong> inilmesinden dolayı <strong>atomlar arası ilişkilerden</strong> bahsedilememektedir. Üst sınırı oluşturan <strong>100 nm üzerinde</strong> ise <strong>yeniden Newton fiziği kuralları</strong> tamamen yıkılarak yerine <strong>Richard Feynman</strong>&#8216;nın 1959 yılında yaptığı ve 1960 yılında yayınlanan konuşması <strong>nanobilim ve nanoteknolojinin</strong> başlangıç noktası kabul edildiği <strong>kuantum fiziği kuralları</strong> almaktadır. <strong>Feynman</strong> konuşmasında gelecekte üretilmek istenen malzemelerin <strong>atom seviyesinden</strong> başlanarak <strong>atom-atom inşa edilebileceği</strong> ifade etmiştir. Bu konuşmadan <strong>yirmi yıl kadar</strong> sonra, 1981 yılında <strong>IBM mühendisleri</strong> tarafından <strong>Taramalı Tünelleme Mikroskobu (STM)</strong> ve <strong>Atomik Kuvvet Mikroskobu (AFM)</strong> keşfedilmiştir. Bu iki mikroskop sayesinde <strong>malzemelerin yüzeyleri atomik seviyede</strong> incelenebilmiş ve <strong>nanoboyutun</strong> varlığı kanıtlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nanoteknoloji</strong> ise <strong>nanoboyut olarak</strong> adlandırdığımız ölçekte üretilen her şeydir. Bu teknolojiyle <strong>moleküllerin yapıları detaylı olarak</strong> analiz edilebilmekte ve yeni sistemler geliştirilebilmektedir. Nanoteknoloji terimi <strong>ilk kez 1974 yılında Tokyo Bilim Üniversitesi</strong>&#8216;nden <strong>Prof. Norio Taniguchi</strong> tarafından kullanılmıştır. <strong>Prof. Taniguchi;</strong> nanoteknolojiyi; <strong>&#8220;esas olarak, malzemelerin bir atom veya bir molekül tarafından ayrıştırılması, birleştirilmesi ve deformasyonu&#8221;</strong> olarak tanımlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nanoteknoloji ile üretilen bütün malzemelere ise <strong>Nanomalzeme</strong> adı verilmektedir. Bir malzemenin <strong>nanomalzeme olarak kabul edilebilmesi</strong> için en az bir boyutu <strong>100 nm&#8217;nin altında</strong> olmalıdır. Sadece <strong>1 ayrıtı 100 nm&#8217;nin altında</strong> olan materyeller <strong>&#8220;nanofilm&#8221;,</strong> <strong>2 ayrıtı 100 nm&#8217;nin altında</strong> olan materyaller &#8220;<strong>nanotüp&#8221;, &#8220;nanofiber&#8221; </strong>veya<strong> &#8220;nanotel&#8221;,</strong> <strong>3 ayrıtı da 100 nm&#8217;nin altında</strong> olan materyaller <strong>&#8220;nanopartikül&#8221;</strong> olarak isimlendirilmektedir. Boyutun küçülmesiyle artan <strong>&#8220;yüzey alanı/hacim&#8221;</strong> oranı nanomalzemelere yığın materyallere kıyasla <strong>daha üstün fiziksel, mekanik, elektriksel ve optik özellikler</strong> kazandırmaktadır .</p>
<p style="text-align: justify;">Nanomalzemelerin <strong>üretim yöntemlerinin araştırılması ve incelenmesi,</strong> yeni nanomateryallerin keşfedilmesi ve karakterizasyonu, bu nanomateryallerden <strong>insan hayatını kolaylaştıracak</strong> yeni nesil yüksek teknoloji ürünlerinin geliştirilmesi <strong>nanomühendislik</strong> olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nanobilim ve nanomühendislik; <strong>mekanik, elektrik-elektronik, fizik, kimya, biyoloji, tıp, optik ve malzeme bilimi </strong>gibi birçok alanla iç içe, disiplinlerarası bir alandır. <strong>Nanomühendislik kavramı</strong> geleceğin <strong>en önemli bilim dallarından</strong> biridir. Bunun nedeni <strong>nanobiyoteknoloji</strong> kavramının ancak <strong>nanomühendisler</strong> tarafından kolayca geliştirilebilmesidir. <strong>Nükleik asitler, DNA, RNA, ATP</strong> başta olmak üzere <strong>proteinler, yağlar</strong> ve bunlar gibi <strong>yaşamsal öneme sahip</strong> birçok biyomolekül nanoboyutta incelendiğinde <strong>&#8220;nanobiyoteknoloji’’</strong> kavramı ön plana çıkmaktadır. <strong>Nanobiyoteknolojinin</strong> uygulama alanları arasında <strong>yeni nesil ilaçların, ilaç taşıyıcı sistemlerin, biyosensörlerin, görüntüleme ajanlarının</strong> ve <strong>yapay organ ve dokuların geliştirilmesi</strong> bulunmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/nanobilim-ve-nanomuhendislik-nedir/">Nanobilim ve Nanomühendislik Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/nanobilim-ve-nanomuhendislik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mikro-Biyorobot Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/mikro-biyorobot-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/mikro-biyorobot-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 12:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[biyorobot]]></category>
		<category><![CDATA[biyorobot nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mems]]></category>
		<category><![CDATA[mikro]]></category>
		<category><![CDATA[mikro biyorobot]]></category>
		<category><![CDATA[mikro biyorobot nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyorobot]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyorobot kullanım alanları]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyorobot nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24075</guid>

					<description><![CDATA[<p>MEMS (Mikro Elektro-Mekanik Sistemler) teknolojisindeki son ilerlemelerle beraber, mikro ölçekte küçük olan sensörleri ve aktüatörleri içeren minyatür cihazların geliştirilmesi ön plana çıkmıştır. Mikrorobotlar; medikal, endüstriyel ve biyoteknolojik alanda önemli derecede kullanıma sahiptir. Belli başlı kullanım alanlarına bakıldığında mikrobiyorobotlar; hücre ve doku içerisinde çalışabilen, uzay ve derin deniz gibi tehlikeli alanlarda, yüksek basınç ve iyon radyasyonu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/mikro-biyorobot-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Mikro-Biyorobot Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>MEMS (Mikro Elektro-Mekanik Sistemler)</strong> teknolojisindeki son ilerlemelerle beraber, <strong>mikro ölçekte küçük olan sensörleri ve aktüatörleri içeren</strong> minyatür cihazların <strong>geliştirilmesi</strong> ön plana çıkmıştır. Mikrorobotlar; <strong>medikal, endüstriyel ve biyoteknolojik</strong> alanda <strong>önemli derecede kullanıma</strong> sahiptir. Belli başlı kullanım alanlarına bakıldığında mikrobiyorobotlar; h<strong>ücre ve doku içerisinde çalışabilen, uzay ve derin deniz gibi tehlikeli alanlarda, yüksek basınç ve iyon radyasyonu olan ortamlarda</strong> kullanılmaktadır. Ayrıca bu cihazların, <strong>geleneksel cihazların giremediği</strong> dar alanlar ve kanallarda çalışabilmesi ve küçük endüstriyel robotların montajında kullanılması <strong>mikrorobotların tasarımının önemini</strong> vurgulamıştır. Mikrorobotların <strong>bu kadar hızlı gelişip kullanıldığı</strong> bir dünyada, mikrobiyorobotlar ortaya çıkması <strong>kaçınılmaz</strong> hale gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mikrobiyorobotlar <strong>sentetik biyoloji ve gen mühendisliği yaklaşımları</strong> kullanılarak tasarlanan sentetik gen devreleridir. <strong>Malzeme bilimi, biyoteknoloji ve mikro/nano elektromekaniğin</strong> birleştiği bu çatıda ayrıca <strong>medikal, endüstriyel ve biyoteknolojik alanda</strong> önemli derecede kullanıma sahip olan <strong>mikrobiyorobotlar</strong> devrim niteliğindedir.</p>
<h2 style="text-align: justify;"><strong>Mikro-Biyorobot Kullanım Alanları Nelerdir?</strong></h2>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Özellikle <strong>kontrollü ilaç salım sistemlerinde</strong> oldukça sık kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Brakiterapi</strong> yönteminde kullanılmaktadır. (Kanseri tedavi etmek için <strong>radyoaktif bir kaynağın yerleştirilmesini</strong> konu edinen metot.)</li>
<li><strong>Sperm hareketinin</strong> sağlanmasıyla <strong>kısırlık</strong> tedavisinde.</li>
<li><strong>Biyopsi </strong>işlemlerinde.</li>
<li><strong>Böbrek taşının tedavisinde.</strong></li>
<li>Bazı <strong>hastalıkların varlığını belirlemede</strong> fiziksel sinyal olarak ilgili <strong>bir analiti tespitinde</strong> kolaylıkla kullanılabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan damarları, omurilik kanalı, üretra</strong> veya <strong>sindirim sistemi gibi</strong> canlı dokular içerisinde <strong>bir dizi klinik görevi </strong>yerine getirebilmektedirler.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Geleneksel cihazlara kıyasla <strong>mikro ölçekli tasarımların boyutlarının</strong> küçük olması, makro boyuttaki cihazların giremediği dar alanlar ve kanallarda <strong>verimli bir şekilde çalışabilmesi,</strong> hücreler ve dokular içerisinde <strong>yüzme kabiliyetinin bulunması,</strong> gelecek nesil tasarımlarda <strong>belirli bir vücut yerini tedavi etmek ve lokal olarak ilaç vermek için</strong> kullanılabilmesi araştırmacıları <strong>mikrobiyorobotlara</strong> yöneltmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BiyoMEMS</strong> olarak da adlandırabileceğimiz bu alan m<strong>ikrobiorobotların geliştirilmesi için, mikro ölçekli, güvenilir ve yüksek verimli mikro aktüatör kullanımını </strong>gerektirmektedir. Yapılan araştırmalarda <strong>aktüatör</strong> olarak <strong><em>Escherichia coli</em></strong><em> (E. coli), <strong>Serratia marcescens</strong> (S. marcescens) ve <strong>Salmonella typhimurium </strong>(S. typhimurium) içeren</em> <strong>bakteri mikroorganizmalarının</strong> kullanılabileceği tespit edilmiştir. Bakterilerin <strong>yapısal ve fizyolojik özelliklerinden dolayı</strong> bu sistemde rahatça kullanılabilmesi <strong>oldukça</strong> <strong>ümit vaat</strong> etmektedir. Çünkü mikroorganizmanın <strong>tasarımı esnasında gerekli bilgi sistemlerinin</strong> <strong>entegrasyonu</strong> onların kontrol edilebilmesi için <strong>mevcut sentetik biyoloji ve genetik mühendisliği teknikleriyle</strong> birleştirildiğinde ilerleyen yıllarda bu <strong>mkrobiyorobotların</strong> çok amaçlı kullanımına olanak sağlayacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/mikro-biyorobot-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/">Mikro-Biyorobot Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/mikro-biyorobot-nedir-kullanim-alanlari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinir Doku Mühendisliği Nedir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/sinir-doku-muhendisligi-nedir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/sinir-doku-muhendisligi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 12:35:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[sinir doku mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[sinir doku mühendisliği nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sinir dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[sinir dokusu mühendisliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinir sistemi denilince aklımıza ilk olarak gizemi hala çözülememiş, çözüldüğü düşünülen kısımları da hala net olarak anlaşılamamış bir yapı geliyor. Bu karmaşık yapı, merkezi sinir sistemi (MSS) ve periferik sinir sistemi (PSS) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. MSS kan beyin bariyerini de içeren beyin ve omurilikten oluşmaktadır. Merkezi sinir sisteminde bulunan sinir dokusunun çoğunluğu nöronal hücreler [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/sinir-doku-muhendisligi-nedir/">Sinir Doku Mühendisliği Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Sinir sistemi</strong> denilince aklımıza ilk olarak <strong>gizemi hala çözülememiş,</strong> çözüldüğü düşünülen kısımları da <strong>hala net olarak anlaşılamamış</strong> bir yapı geliyor. Bu karmaşık yapı, <strong>merkezi sinir sistemi (MSS)</strong> ve <strong>periferik sinir sistemi (PSS)</strong> olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. <strong>MSS</strong> kan beyin bariyerini de içeren <strong>beyin ve omurilikten</strong> oluşmaktadır. Merkezi sinir sisteminde bulunan <strong>sinir dokusunun</strong> çoğunluğu <strong>nöronal hücreler ve glial hücreler</strong> olmak üzere <strong>iki hücre tipinden</strong> oluşmaktadır. <strong>Nöronlar,</strong> sinir sisteminin <strong>ana bilgi aktarma birimi </strong>olup çevreden gelen uyarıları alan <strong>duyusal nöronlar veya kas dokusu</strong> ile <strong>sinyal iletimi sağlayarak</strong> hareketin oluşumundan sorumlu olan <strong>motor nöronlar olarak</strong> sınıflandırılmaktadır. <strong>Glial hücreler</strong> ise <strong>astrosit ve oligodendrositleri</strong> içeren <strong>destek hücrelerini</strong> kapsamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde <strong>sinir sistemini</strong> etkileyen <strong>600’den fazla hastalığın</strong> olduğu bilinmektedir. Bu hastalıkları genellikle <strong>sinir sisteminin merkezi</strong> ve/veya <strong>periferik yapılarını etkileyen</strong> nörolojik hastalıklar, travma ve cerrahi operasyonlar ile ilişkilidir. <strong>Nörodejeneratif hastalıklar,</strong> ilerleyici <strong>sinir sistemi fonksiyon bozukluğu ile karakterize edilen</strong> kalıtsal ve sporadik durumlar olarak tanımlanmaktadır <strong>Alzheimer, Parkinson, Huntington, multiple skleroz (MS), amniyotik lateral skleroz (ALS), epilepsi, ensefalitler</strong> ve <strong>beyin kanserleri</strong> bilinen <strong>nörodejeneratif hastalıklardan</strong> sadece bazılarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi hem <strong>merkezi sinir sistemi</strong> hem de <strong>periferik sinir sistemi</strong> çok sınırlı <strong>rejeneretif yeteneğe</strong> sahiptir. Herhangi bir yaralanma veya hastalık durumunda <strong>bu iki sistemin de vereceği</strong> cevaplar çok farklıdır. Örneğin periferik sinir sisteminde <strong>bir hasar meydana gelmesi </strong>durumunda terapötik bir müdahale olmazsa <strong>sinirin kendiliğinden rejenerasyonu</strong> yeterli olmaz. Burada gerçekleşecek herhangi <strong>bir hastalık veya hasar erken teşhis edilse bile</strong> cerrahi müdahaleler sinirin dejenere olmadan önceki fonksiyonlarını <strong>geri kazandıracak nitelikte</strong> iyileşme sağlamaz. Bu tip dejenerasyonları tedavi edebilmek için <strong>üç yol söz</strong> konusudur. Bunlar geleneksel <strong>epinöral nörorafi, otolog ya da allojenik greftlerin</strong> kullanımıdır. <strong>Merkezi sinir sisteminde</strong> gerçekleşecek <strong>herhangi bir hasar durumunda da</strong> rejeneretif yeteneğin oldukça sınırlı olmasından dolayı <strong>tedavi oldukça zor hale gelmekte</strong> ilaçlar sadece hastalığın <strong>ilerlememesine</strong> yardımcı olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Literatürde bilinen <strong>bu hastalıkların fazlalığı ve tedavisinin kısıtlı olması</strong> bilim insanlarını <strong>alternatif tedavi seçeneklerini </strong>araştırmaya teşvik etmiştir. Bu <strong>alternatif tedavi yöntemlerinden</strong> biri olan <strong>sinir doku mühendisliği ise </strong>hastalar için <strong>nöral hastalık modelleri ve replasman dokuları</strong> geliştirme konusunda <strong>büyük adımlar atıp </strong>tam bir mucize görevi üstlenmektedir. Bununla birlikte, <strong>biyomimetik doku modelleri ve etkili tedavi yöntemlerine </strong>olan ihtiyaç henüz karşılanamamaktadır. Yani bu alanda yapılan çalışmalar <strong>çok kısıtlı olup </strong>yavaş ilerlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sinir doku mühendisliği</strong> kavramı henüz oldukça <strong>yeni bir alan olmakla beraber</strong> beyin ve omurilikten oluşan <strong>merkezi sinir sistemindeki nöral dokuların</strong> yeniden <strong>tasarlanmasını</strong> konu edinir. Nöral hücrelerin <strong>kendini yenilemediği düşünüldüğünde</strong> bu alanın çalışma prensiplerinin <strong>ağır olduğu gerçeğini </strong>kabul etmek gerekmektedir. <strong>Otolog greft uygulamalarıyla</strong> tedavi edilmeye çalışılan hastalar ne yazık ki <strong>otolog sinir dokusunun yeterli olmaması</strong> ve <strong>kullanılmakta olan yapay sinir yapılarının</strong> uzun sinir boşluklarını doldurmada <strong>başarısız kalması</strong> ve <strong>doku rejenerasyonunu sağlayamamasının</strong> getirdiği <strong>dezavantajları</strong> yaşamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sinir doku mühendisliği alanında <strong>üretilen yapı iskeleleri;</strong> üç boyutlu gözenekli, lifsi ya da üzerinde kanallar barındıracak şekilde üretilmektedir. Bu sayede <strong>üzerine ekilecek hücreler doğal ortamdakine</strong> benzer biçimde <strong>hayatsal fonksiyonlarını</strong> devam ettirebilecekleridir. Bu alandaki e<strong>sas amaç doğal sinir dokusunu taklit edecek </strong>boyutta <strong>lifler ve mikro-desenli polimerik zarlardan</strong> oluşan <strong>hücre taşıyıcıları kullanarak hücrelerin yönlenmesini</strong> sağlamaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/sinir-doku-muhendisligi-nedir/">Sinir Doku Mühendisliği Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/sinir-doku-muhendisligi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Real Time PCR Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/real-time-pcr-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/real-time-pcr-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 12:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[fret]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[molecular beacons]]></category>
		<category><![CDATA[pcr]]></category>
		<category><![CDATA[reaksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[real time pcr]]></category>
		<category><![CDATA[real time pcr nedir]]></category>
		<category><![CDATA[rt pcr]]></category>
		<category><![CDATA[rtpcr]]></category>
		<category><![CDATA[taqman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=24069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler birçok bilimsel alana ışık tutmaktadır. Ayrıca bu alanda ilerlemek için yüksek spesifite ve sensifiteye sahip yeni metotların geliştirilmesine olan ihtiyaç kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. DNA zincirinin önceden belirlenen bir bölgesini çoğaltmak için kullanılan Polimeraz Zincir Reaksiyonu moleküler genetik alanında devrim niteliği taşıyan bir yöntemdir. Real-Time PCR ise geleneksel PCR’ın uygulama [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/real-time-pcr-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/">Real Time PCR Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Genetik teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler <strong>birçok bilimsel alana</strong> ışık tutmaktadır. Ayrıca bu alanda ilerlemek için <strong>yüksek spesifite ve sensifiteye</strong> sahip <strong>yeni metotların</strong> geliştirilmesine olan <strong>ihtiyaç</strong> kaçınılmaz bir duruma gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DNA zincirinin</strong> önceden belirlenen <strong>bir bölgesini çoğaltmak için</strong> kullanılan <strong>Polimeraz Zincir Reaksiyonu</strong> moleküler genetik alanında <strong>devrim niteliği taşıyan</strong> bir yöntemdir. <strong>Real-Time PCR</strong> ise geleneksel PCR’ın uygulama alanlarını arttırırken <strong>PCR</strong>’la ilişkili <strong>pek çok laboratuvar sorununa</strong> çözüm getiren yenilikçi bir metottur. <strong>Real-Time PCR yöntemi,</strong> nükleik asit amplifikasyonu ile <strong>eş zamanlı olarak</strong> artış gösteren <strong>floresan sinyalinin ölçülmesiyle,</strong> kantitatif sonuç alınabilen bir <strong>PCR</strong> yöntemidir. <strong>Real-Time PCR</strong>’ın avantajlarını <strong>kısaca şu şekilde</strong> açıklayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Kısa sürede <strong>sonuç almak </strong>mümkündür.  <strong>Sıcaklık</strong> döngülerinin <strong>hızlı uygulanması ve floresan </strong>okunması <strong>aynı cihaz içinde ve aynı tüp içinde</strong> gerçekleşmektedir. Real-time PCR’da ürünlerin analizi <strong>reaksiyon</strong> sırasında yapılmaktadır. Bu nedenle; <strong>agaroz jel elektroforezi,</strong> DNA bantlarının <strong>mor ötesi ışık altında</strong> görüntülenmesi gibi işlemlerin <strong>uygulanmasına</strong> gerek kalmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> <strong>Real-Time PCR</strong> pratiktir. Aynı cihaz içerisinde <strong>hem çoğaltma işleminin, hem de çoğaltılan ürünleri saptama işleminin</strong> yapılabilmesi, bu yöntemi <strong>çok pratik bir yöntem haline</strong> getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> <strong>Kontaminasyon</strong> riski oldukça <strong>düşüktür.</strong> Tüpler açılmadan <strong>test tamamlandığı için</strong> kontaminasyon riski de azalmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Mutasyon çalışması yapılmak isteniyorsa <strong>floresans veren problar kullanılarak</strong> hedef nükleik asitteki <strong>mutasyonlar</strong> kolaylıkla saptanabilmektedir</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Rekabet nedeniyle <strong>ucuzdur.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elde Edilen Ürünlerin Varlığı Nasıl Anlaşılır?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Real-time PCR’da <strong>amplifikasyon sonrasında elde edilen ürün varlığının</strong> saptanması çeşitli şekillerde yapılabilir. Bunlardan birincisi <strong>özgül olmayan</strong> bir yöntem olan <strong>çift zincirli DNA boyalarının</strong> kullanılmasıdır. Bu amaçla en sık kullanılan boya <strong>SYBR Green I</strong>’dir. Primerlerin bağlanmasını takiben gerçekleştirilen <strong>polimerizasyon aşamasında</strong> hedef DNA’nın <strong>çift sarmal hale gelmesiyle</strong> DNA’ya bağlanan <strong>boya miktarı artar </strong>ve buna bağlı olarak yayılan <strong>floresans miktarında</strong> artış gözlenir. Elde edilen floresansın <strong>istenen hedef bölgenin</strong> amplifikasyonuyla mı gerçekleştiği, yoksa non-spesifik bir ürün mü olduğunu anlayabilmek için <strong>“melting curve” (erime eğrisi)</strong> analizi yapılır. Çoğaltılan hedefin özgül olarak saptanması amacıyla <strong>işaretli problar</strong> kullanılır. <strong>Prob formatları 7</strong> arasında en sıklıkla <strong>FRET (Fluorescens Resonance Energy Transfer), Taqman ve Molecular Beacons</strong> yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Real Time PCR’da Probların Önemi Nedir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aslında bu metodu <strong>geleneksel PCR yönteminden</strong> ayıran en önemli kriterlerden biri <strong>problardır.</strong> Bu nedenle özellikle <strong>uygun prob seçimi,</strong> real-time PCR işleminin <strong>verimliliğini etkileyen</strong> en önemli basamaklardan biridir. <strong>Probun işlevi,</strong> cihaz içerisinde gerçekleştirilmiş olan <strong>çoğaltma işleminin</strong> gözle <strong>görülür hale</strong> getirilmesidir. Prob kullanılmadan da, PCR tüpü içerisinde <strong>uygun primerlerin, dNTP’lerin ve enzimin kullanımıyla</strong> PCR işlemi gerçekleşecektir. Ancak prob kullanılmadan <strong>sonucun real-time PCR cihazının bilgisayarında görüntülenmesi </strong>mümkün olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elde Edilen Ürün Miktarı Nasıl Anlaşılır?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Real-time PCR</strong>’da oluşan ürün miktarı <strong>reaksiyon boyunca oluşan ürün miktarıyla</strong> orantılı olarak artan <strong>floresan boya ve probların verdiği sinyalin</strong> izlenmesiyle anlaşılır ve <strong>amplifikasyonun devir sayısı</strong> belirli miktardaki <strong>DNA moleküllerinin elde edilmesi</strong> açısında da gereklidir.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/real-time-pcr-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/">Real Time PCR Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/real-time-pcr-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınların Gizli Tarihi: Ortaçağ&#8217;da Cadı Avı</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/kadinlarin-gizli-tarihi-ortacagda-cadi-avi/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/kadinlarin-gizli-tarihi-ortacagda-cadi-avi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 16:16:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=23807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlar insanlık tarihi boyunca türlü haksızlıklara uğramışlardır. Cadı avı olayları da bunlardan birisidir.  Orta Çağ’da cadı suçlaması yapılarak infaz edilmeleri geldikleri son itibarsızlık noktasıdır. Kadınların büyücülük ekseninde yakılarak cezalandırılması, bunun bir tür avlanma boyutu kazanarak, çağın korku kültürünü oluşturması özellikle 1400 ile 1700’lü yıllar aralığında cereyan etmiştir. Bu konuda bir sürü araştırma ve görüş vardır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kadinlarin-gizli-tarihi-ortacagda-cadi-avi/">Kadınların Gizli Tarihi: Ortaçağ&#8217;da Cadı Avı</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kadınlar <strong>insanlık tarihi</strong> boyunca <strong>türlü haksızlıklara</strong> uğramışlardır. <strong>Cadı avı olayları da bunlardan birisidir.  </strong>Orta Çağ’da <strong>cadı suçlaması</strong> yapılarak infaz edilmeleri <strong>geldikleri son itibarsızlık</strong> noktasıdır. Kadınların <strong>büyücülük ekseninde</strong> yakılarak cezalandırılması, bunun bir tür <strong>avlanma boyutu</strong> kazanarak, çağın <strong>korku kültürünü</strong> oluşturması <strong>özellikle 1400 ile 1700’lü yıllar aralığında</strong> cereyan etmiştir. Bu konuda <strong>bir sürü araştırma ve görüş</strong> vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tarihe</strong> şöyle bir baktığımızda <strong>popüler dizi-film sektöründen de</strong> yabancı olmadığımız <strong>cadı avı</strong> olayları <strong>Salem</strong>’de oldukça fazla yaşanmıştır. O dönemde <strong>burada yaşayan her 5 kişiden 4’ü </strong>cadı olarak suçlanmıştır. O yıllarda <strong>&#8220;Cadı&#8221;</strong> tabiri pek çok anlam üstlendi ancak bu avlarda, bir cadı iddia edilene göre <strong>Tanrı yerine şeytana itaat ederek sihirli güçler kazanan</strong> biriydi. Bu nedenle; hem bölgenin yöneticileri hem de halk <strong>kilisenin de etkisiyle bu insanlara</strong> çok fazla kinlendi. Örneğin; cadı olduğundan şüphelenilen bir kişi <strong>bağlanıp suda boğulmaya</strong> mahkûm bırakılıyordu. Eğer ölürse <strong>masum olduğu</strong> anlaşılıyordu, ölmediği taktirde ise <strong>cadı olduğuna</strong> kanaat getiriliyordu. Belki de o yıllarda <strong>sadece şifacı olmaya çalışan bu insanlar</strong> çeşitli <strong>ritüeller ve tedaviler uyguladıkları için</strong> paranormal olaylarla bağdaştırılıyordu. Bir noktaya daha değinmek gerekir ki <strong>günümüzde cadı olduğuna inanan insanların</strong> sayısı hiç de az değil.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-23809" src="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/09/orta-cağda-cadı-avı.jpg" alt="" width="700" height="467" srcset="https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/09/orta-cağda-cadı-avı.jpg 700w, https://www.tech-worm.com/wp-content/uploads/2019/09/orta-cağda-cadı-avı-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Cadılığın o <strong>yıllardan günümüze kadar</strong> gelen tanımlaması, <strong>15. yüzyıl sonralarında</strong> başlayarak <strong>Batı Avrupa kiliselerinde</strong> yayıldı. <strong>Papa,</strong> bir din adamı ve din bilimi profesörü olan <strong>Henrich Kraemer</strong>&#8216;a 1485&#8217;teki cadı aramalarında <strong>araştırma yapmasına izni verdikten sonra</strong> olaylar hızlı bir şekilde gelişmeye başladı. <strong>Innsbruck kasabasındaki</strong> din adamının ilk soruşturması saygıdeğer vatandaşların sert biçimde sorgulanmasını <strong>onaylamayan yerel yönetimin</strong> fazla ilgisini çekmedi ve duruşmalarını sonlandırdılar. Yılmayarak <strong>&#8220;Malleus Maleficarum&#8221;</strong> yani <strong>&#8220;Cadıların Çekici&#8221;</strong> kitabını yazdı. Bu kitapta <strong>cadıların varlığını tartışıyordu</strong> ve onların <strong>nasıl avlanabileceği</strong> ardından da yargılarken <strong>nasıl acımasız taktiklerle bu işin sonlandırabileceği</strong> yazıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1593</strong>&#8216;te Alman kasabası <strong>Nördlingen</strong>&#8216;de <strong>Maria Höll</strong> isimli hancı <strong>büyücülük nedeniyle</strong> suçlandığında <strong>62 defa türlü işkencelere </strong>maruz kaldı. Ardından aynı kasabada birkaç yıl önce suçlanan <strong>Rebekka Lemp</strong> daha kötü bir kaderle yüzleşti. Hapishaneden <strong>kocasına masum olsa bile</strong> işkence altında itiraf edeceğinden <strong>endişe duyduğunu</strong> yazdı. Çünkü <strong>işkenceler</strong> gerçekten insanlık dışıydı. Bu yalan itiraf neticesinden sonra <strong>ailesinin önünde</strong> kazıkta yakıldı. <strong>Höll ve Lemp,</strong> 15. yüzyıl sonlarından 18. yüzyıl başlarına kadar <strong>Avrupa ve Amerikan kolonilerinde</strong> gerçekleşen <strong>cadı avının</strong> kurbanlarıydı. Bu cadı avları <strong>tek bir otorite tarafından</strong> birleşmiş bir girişim değildi, daha çok tek tük olan bir olaydı ve her seferinde <strong>benzer bir biçimde</strong> ilerledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cadı avları <strong>asırlarca ve kıtalar boyu</strong> tek tük olduğundan <strong>kendi özellerinde</strong> oldukça değişik olabiliyordu. Yargılanmış cadıların cezaları <strong>küçük para cezalarından</strong> <strong>kazıkta yanmaya kadar</strong> varabiliyordu. Bazıları yalnızca aylar sürerken <strong>Höll ve Lemp&#8217;in yargılandığı</strong> av dokuz yıl bitmek bilmedi. Cadı avları sırasında <strong>insanların cadı olup olmadığına</strong> karar veren jüriler arasında da bazen <strong>görüş ayrılıkları</strong> yaşansa da (bu kişiler genellikle bu vahşete dayanamayan <strong>doktorlar</strong> olurdu) jürinin tek dayanağı <strong>Kraemer</strong>&#8216;ın <strong>&#8220;Cadıların Çekici&#8221;</strong> kitabı olurdu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>17. yüzyıl</strong> sonlarından 18. yüzyıl ortalarına kadar süren <strong>bu avları hükümetlerin değişmesiyle</strong> yavaş yavaş yok oldu. Geriye kalan <strong>ise bir sürü infaz ve bir sürü hikaye</strong> oldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/kadinlarin-gizli-tarihi-ortacagda-cadi-avi/">Kadınların Gizli Tarihi: Ortaçağ&#8217;da Cadı Avı</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/kadinlarin-gizli-tarihi-ortacagda-cadi-avi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nükleer Atık Nedir?</title>
		<link>https://www.tech-worm.com/nukleer-atik-nedir/</link>
					<comments>https://www.tech-worm.com/nukleer-atik-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Cicioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 16:05:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atık sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer atıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santraller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.tech-worm.com/?p=23804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nükleer enerji, madde parçalanmasından elde edildiği gibi nükleer atomların birleşmesinden de elde edilebilir. Nükleer maddelerden, uranyum, plütonyum gibi büyük atomların parçalanması, hidrojen, trityum gibi küçük atomların birleşmesi şeklinde iki farklı olay sonucu nükleer enerji elde edilmektedir. Kararsız yapıda olan ağır çekirdekler ise kısa sürede iki küçük çekirdeğe bölünebilirler. Bu bölünme sırasında bir miktar madde enerjiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/nukleer-atik-nedir/">Nükleer Atık Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Nükleer enerji,</strong> madde <strong>parçalanmasından</strong> elde edildiği gibi nükleer <strong>atomların birleşmesinden de</strong> elde edilebilir. Nükleer maddelerden, <strong>uranyum, plütonyum gibi</strong> büyük atomların parçalanması, <strong>hidrojen, trityum gibi </strong>küçük atomların birleşmesi şeklinde <strong>iki farklı olay sonucu nükleer enerji</strong> elde edilmektedir. Kararsız yapıda olan <strong>ağır çekirdekler ise</strong> kısa sürede <strong>iki küçük çekirdeğe</strong> bölünebilirler. Bu bölünme sırasında <strong>bir miktar madde enerjiye</strong> dönüşür. Bu şekilde elde edilen enerjiye de <strong>“nükleer enerji”</strong> denir. Böylesine <strong>devasa bir enerji üretmenin</strong> ve bunu <strong>birçok alanda kullanmanın </strong>sonucunda <strong>nükleer atık</strong> oluşması <strong>çok olağan</strong> bir durumdur. Bilindiği gibi <strong>nükleer elektrik üretimi</strong> için esas olarak <strong>Uranyum 235</strong> kullanılmakta bazen de <strong>Plütonyum 239</strong> kullanılmaktadır. <strong>Nükleer santral, </strong>çoğu kullanılmış yakıtlarda olmakla beraber <strong>radyoaktif fizyon ve aktivite ürünleri</strong> vermektedir. Bazı atık kaynaklarına bakacak olursak;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Nükleer yakıt çevriminde <strong>uranyum aranması ve madenciliği,</strong></li>
<li><strong>Uranyum cevheri</strong> zenginleştirilmesi,</li>
<li><strong>Nükleer yakıt yapımı, </strong>kullanılmış <strong>yakıt elemanlarının</strong> yeniden işlenmesi,</li>
<li><strong>Radyoaktif ürünlerin depolanması,</strong></li>
<li><strong>Nükleer yakıt çevrimi tesislerinin</strong> devreden çıkarılması <strong>nükleer santrallerde</strong> sıkça karşımıza çıkan <strong>atık</strong> kaynaklarıdır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Minik Bir Hesaplamayla Başlayalım;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir nükleer <strong>enerji santrali</strong> yaklaşık <strong>1000 MW</strong> elektrik üretmek için <strong>200 ton Uranyum 235</strong> kullanır. <strong>Uranyum 235</strong> doğada <strong>sadece yüzde 0,7 oranında</strong> bulunur. Bu elementi <strong>fazla miktarda çıkarmak</strong> isteyen insanlar, <strong>doğaya ciddi ölçüde zarar vererek</strong> çevrenin <strong>radyoaktif kirlilik</strong> açısından <strong>zarar görmesine</strong> neden olmaktadır. Bu bağlamda <strong>kirlilikten en fazla etkilenecek kesim</strong> uranyum madenlerinde <strong>çalışanlar</strong> ve maden çevresinde yaşayan <strong>halk</strong> olacaktır. Uranyum madenlerinde çalışan <strong>işçilerde</strong> yaygın olarak görülen <strong>akciğer kanseri</strong> bunu ispatlamaktadır. <strong>Atık yakıt,</strong> nükleer reaktörlerin işletimi sırasında <strong>yakıt çevrimi sonucu</strong> ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık olarak <strong>yüzde 95’inden daha fazlası</strong> sıvı formdadır. Daha sonra <strong>bu sıvı atığın</strong> <strong>yüzde 99’u katı atık haline dönüştürülür</strong> ve <strong>depolanır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atık Problemi Nasıl Çözülmelidir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aslında bu konu hala <strong>tam olarak</strong> çözülememiştir. Ancak <strong>en ideal yöntem</strong> radyoaktif maddelerin <strong>geçirgenliği düşük maddelerle</strong> kaplanıp, <strong>depolanması</strong> ve zamanla <strong>radyoaktivite şiddetinin azalmasını</strong> <strong>beklemek</strong> şeklindedir. Tam bu noktada da <strong>biyoteknoloji uzmanlarına</strong> büyük görevler düşmektedir. Nükleer enerjinin geleceği <strong>doğrudan bu sorunun çözümüne</strong> bağlıdır. Nükleer tesisler hem tesiste çalışanlar hem de çevreye verebileceği <strong>radyasyon</strong> açısından bir risk taşımaktadır. <strong>Nükleer güç,</strong> istenmeyen <strong>yan ürün olarak</strong> yüksek radyoaktivite taşıyan <strong>atık ürünleri</strong> vermektedir. Genel anlamda, nükleer enerji santrallerinden <strong>çıkan atıkları üç ana başlık altında</strong> toplamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1- Reaktörde kullanılacak yakıtın (en uygun yakıt uranyum) çıkarılması, işlenmesi, taşınması ve kullanıma hazır hale getirilmesi sırasında ortaya çıkan atıklar:</strong> 1000 MW gücünde olan bir santral elektrik üretmek için <strong>200 ton Uranyum 235</strong> kullanır. Doğada yüzde 0,7 oranında bulunan bu madenin çıkarılması ve işlenmesi <strong>çevreye radyoaktif kirlilik</strong> vermektedir. Bir kilogram yakıt elde edebilmek için <strong>5 yüz ile 5 bin kilo radyoaktif kayanın</strong> yeryüzüne çıkarılıp işlenmesi gerekir. Yani daha uranyum madeninin çıkarılması ve işlenmesi sırasında <strong>radyoaktif atıklar üretilmeye</strong> başlanır. Nükleer santrallerde ise, yakıt olarak kullanılan <strong>uranyum,</strong> zamanla fakirleştiğinden <strong>yenisi ile</strong> değiştirilir. Bu sirkülasyon başlı başına <strong>kirlilik</strong> kaynağıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2- Günlük işletim sırasında önlenemeyen sızıntılar:</strong> Bu tür sızıntılar genelde bütün <strong>nükleer enerji</strong> <strong>santrallerinde</strong> görülmesine rağmen birçoğu <strong>kamuoyuna</strong> açıklanmamaktadır. <strong>Devlet sırrı</strong> denilen konuların başında <strong>bu tip olaylar</strong> gelmektedir. Örneğin, <strong>ABD hükümeti</strong> Washington eyaletinde bulunan <strong>Hanford</strong>’da bulunan <strong>plütonyum üretim tesislerinde</strong> 50’li yıllarda yayılan radyasyonun kansere yol açacak düzeyde olduğunu <strong>yaklaşık 50 yıl sonra</strong> açıklamıştır. Aslında Hanford’daki yer altı tanklarından sızan bu <strong>radyoaktif sızıntılarla Nagasaki’ye atılan bombayla eşit güçte 50 bomba yapımının</strong> imkan olduğu söylenmektedir. Bu durumda <strong>reaktördeki yakıt çubuklarının, boruların, tankların ve valfların</strong> erimesi, kırılması ve çürümesi ihtimalleri, insan hatası nedeniyle <strong>radyasyon yayılması,</strong> her zaman çevre ve <strong>insan sağlığı açısından</strong> risk oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3- Reaktörden çıkan atık yakıtın içerdiği radyoaktif maddeler</strong>: Atık yakıt nükleer reaktörlerin işletimi sırasındaki <strong>yakıt çevrimi</strong> sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu yakıt çevriminde ra<strong>dyoaktivite veren ana kaynaklar</strong> yeniden <strong>işleme tesisleri ve nükleer güç</strong> santralleridir. Yaklaşık <strong>yüzde 95’inden fazlası sıvı formda olan</strong> bu tür atığın <strong>yüzde 99’u katı hale dönüştürülerek</strong> depolanır. Bu atık kaynakları dışında ele alınması gereken <strong>potansiyel radyoaktif atık kaynağı ise</strong> kullanım ömrü biten nükleer güç santrallerinin sıcak (radyoaktif) parçalarıdır. Yani ömrünü tamamlayan <strong>her parça kaynak olarak</strong> geri dönebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.tech-worm.com/nukleer-atik-nedir/">Nükleer Atık Nedir?</a> appeared first on <a href="https://www.tech-worm.com">TechWorm</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.tech-worm.com/nukleer-atik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
