Bilgi

Mars’ın Kolonizasyonu | Mars Neden Bu Kadar Önemli?


Ademoğlu dünya var olduğundan beri yeniyi keşfetme arzusuna karşı koyamamıştır. Bu keşfetme arzusu aslında modern uygarlığın temellerini oluşturan en büyük nedenlerinden biridir. Kuşkusuz Mars’ın keşfedilmesi ile beraber yeni yaşam formları ve yeni yaşam alanları fikri oldukça güçlenmeye başladı. İnsanlığı büyük felaketlerin beklediği tam bir muamma ancak Mars’ın kolonizasyonu fikri beraberinde bir çok soruyu daha sormamıza neden oluyor. Neden Marsa gitmek istiyoruz? Dünyanın sonu mu yaklaşıyor? Yoksa bilmediğimiz bazı şeyler mi var? Şimdi uzatmadan konumuza geçelim.

Mars hakkında kısaca bilgi verecek olursak kendisine ait iki adet (asteroid türünde) Phobos ve Demios adında uydusu bulunan güneş sisteminde güneşe en yakın dördüncü gezegen konumundaki bir gezegenedir. Mars ismini Roma Mitolojisinde ki savaş tanrısından almıştır. Uydularının isimlerini ise Yunan Mitolojisinde Ares’in Afrodit’ten olma iki oğlundan almaktadır. ( Phobos -panik, korku- ve Deimos -terör, dehşet-)

Mars’a seyahat ve koloni kurma üzerine şu ana kadar bir çok fikir ortaya atılmıştır. Aslında bu fikirlerin “uzaylı” keşfetme arzusunun bir adım ötesine geçmesi sonucunda oluştuğunu söyleyebiliriz. Mars yüzeyinin “dünyalı canlılar” için yaşanılamaz olduğuna dair görüşler her ne kadar yaygın olsada “çeşitli teorilerle” yaşam kılınabilir hale getirileceği düşüncesi mevcuttur. Mars yüzeyinin yeryüzüne benzerlik göstermesi, kendisine ait kutuplarının, mevsimlerin ve -küçükte olsa- uydularının olması, buzullarının varlığı,  güneş etrafındaki dönüşünün dünya ile nerdeyse aynı olması (24 saat 40 dk) gibi nedenler Mars üzerinde koloni kurulabileceği fikrini güçlendirmiştir.

Aslında buraya kadar her şey normal iken son yapılan araştırmalar sonucunda “dünyaya ait bir canlının” hali-hazırda var olan Mars yüzeyinde yaşaması mümkün değildir. Mars yüzeyi Dünya’nın atmosferdeki bulunan (%78 Nitrojen, %21 Oksijen, Azot, %1 Argon) gazların tam tersine farklı (Karbondioksit %96, Argon %2, Azot %1.5, Oksijen %0.1) değerde gaz bulunması ve özellikle yüzeydeki radyasyon miktarı (dünyaya göre 200 kat fazla bulunması), yerçekiminin dünyaya göre daha az olması (%38), toprağın canlılar için tehlikeli maddeler içermesi, çok küçük yapıda tehlikeli sayılabilecek toprak partiküllerinin herhangi bir istasyona rahatlıkla girebilmesi yaşamın mümkün olamayacağını düşündürmektedir. Özellikle sıcak değerleri dünya için ortalama 13.5 derece iken (-88 derece ile +58 derece) Mars için ortalama -55 derece olması (-140 derece ile +30 derece) insanların makinelere bağlılığını arttıracaktır.

Mars yüzeyi çok ince bir atmosfer tabakasına sahip olduğundan ve sıcaklık değerleri çok düşük seviyede bulunduğundan dolayı gezegenin yüzeyinde suyun donmasına neden olmaktadır. Elde edilen verilere göre, Mars yüzeyinde elde edilecek sular yaşam için gerekenden çok daha tuzlu ve çok daha asitli olduğu görülmüştür.

Her ne kadar Mars’ın asli manyetik alanı olmasa da, gözlemler gezegen kabuğunun parçalarının vaktiyle iki kutuplu bir manyetik alanın etkisinde bulunmuş olabileceğini göstermektedir. Gezegenin manyetosferinin olmayışı ve son derece ince bir atmosfere sahip oluşu büyük bir dezavantajdır.

Yüzeyindeki ısı transferi pek büyük değildir, meteorlara ve güneş rüzgarlarına karşı savunması hemen hemen yok gibidir ve suyu sıvı halde tutacak atmosfer basıncı yetersizdir (dolayısıyla su gaz haline geçer). Elde edilen göre gezegen geçmişte günümüzdeki haline kıyasla daha yaşanabilir haldeydi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Mars’ta organizmaların olmadığı ya da hiç yaşamamış olduğu söylenemez. Nitekim 1970’lerdeki Viking Programı sırasında Mars toprağındaki mikroorganizmaların saptanması amacıyla Mars’tan getirilen örneklerde bazı pozitif görünen sonuçlar elde edildi. Fakat bu sonuçlar birçok bilim insanının katıldığı bir tartışmaya yol açtı ve kesin bir sonuca ulaşılamadı.

Yüzeyindeki yaygın bir şekilde bulunan demiroksitten dolayı kızılımsı bir görünüme sahip olduğu için Kızıl Gezegen adını alan Mars, yörüngelerine oturmuş üç uzay gemisine ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar Mars Odyssey, Mars Express ve Mars Reconnaissance Orbiter’dir. Mars, Dünya hariç tutulursa, Güneş Sistemi’ndeki herhangi bir sıradan gezegenden ibaret değildir. Yüzeyi pek çok uzay aracına evsahipliği yapmıştır. Mars’a günümüze dek, gezegenin yüzeyini, iklimini ve jeolojisini incelemek üzere ABD, Avrupa ülkeleri, Japonya ve SSCB tarafından düzinelerce uzay gemisi (spacecraft), uydu/yörünge aracı (orbiter), iniş aracı/uzay gemisi (lander) ve sonda/uzay keşif aracı (rover) gibi çeşitli uzay araçları gönderilmiştir. Fakat bu uzay gemisi gönderme denemelerinin yaklaşık üçte ikisi araçlar ya görevlerini tamamlayamadan ya da görevlerine daha başlayamadan bilinen veya bilinmeyen nedenlerle başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Şimdiye kadar anlattığımız bize anlatılanlar. Peki ya anlatılmayanlar, bilinmeyenler!

Milyar dolarlık bütçelerle uzay istasyonları kurup yeryüzünü sayısız uydularla donatan ABD gibi büyük ülkelerin amacı sadece Mars’ın yüzeyine koloni kurup dünyayı kurtarmak mı?

Elbette ki HAYIR.

Bu fikir sadece bize dayatılmış olan bilgilerden ibaret. Bilim ve teknolojinin sınırlarını zorlayarak, milyar dolarlık bütçeleri “ya uzayda koloni kurmaya karar verdik ama işte problemler var” açıklamasının hiçbir mantığı olmadığını düşünüyorum. Bilim ihtimali düşük yada varsayım üzerinden hareket eden bir olgu değil. Deneyerek, sınayarak olabilirliği yüksek ve stabil sonuçlar elde etmeye yönelik çalışmalar yapar. Ve hiçbir devlet boş maceralar peşinde koşmaz.

Şu anda Mars için en büyük problemlerden biri ulaşım sorunu! Ve bu sorun kısmende olsa SpaceX şirketi tarafından çözülmüş gibi. Yeniden kullanılabilir roket teknolojisi ile bir roketi birden fazla kullanma ihtimali ortaya çıktığı günden beri Mars üzerinde koloni kurmak fikri ortaya atıldı. SpaceX şu anda bildiğimiz “uzay kargo şirketi” görevini üstlenmiş durumda. Ve şu anda devasa bir bütçesi ve bir o kadarda müşterisi bulunuyor. Muhtemelen önümüzdeki yıllarda Mars üzerinde istasyonlar oluşturarak tek gidiş bileti yerine gidiş-dönüş bileti temin edilmiş olacak. Mars yüzeyine zaten gidilebiliyor. Bu konuda herhangi bir problem yok. Asıl sorun yeniden dönme üzerine. Bu sorunu SpaceX veya NASA tarafından tamamen çözüldüğünde Mars’a seyahatler başlayacak.

Dünyanın şu anda en temel sorunu enerji. Özellikle ABD, Çin, Rusya, Japonya ve AB Ülkeleri bunun çok farkında. Petrolün, kömürün ve nükleer enerjinin yetersiz kalacağını artık hepimiz gayet iyi biliyoruz. Sonsuz bir enerji kaynağına sahip olacak ülkeler dünyanın kaderini belirleyecek. Belki 10 belki de 20 yıl. Ancak önümüzdeki yıllarda enerji sorununun ciddi boyutlara çıkacağını ve beraberinde kaosu (nükleer savaş vs.) getireceğini söyleyebiliriz.

İşte ABD bu noktada Mars’ta bulunabilecek zengin enerji kaynaklarına söz sahibi olabilmek için yüzbinlerce mühendisine sonsuz kaynak ayırarak AR-GE çalışmalarını yapıyor. Enerji transferini Mars’tan sorunsuz bir şekilde transfer edeceğini düşünürsek yaptığı yatırımın hiçte boş olmadığını söylemek doğru olacaktır. Mars yüzeyinde yapılacak yer istasyonlar ve maden kaynaklarının dünyaya akıllı sistemlerle en az maliyetle işlenebilir veya işletilerek ulaştırmak zor olmasa gerek. Enerji kaynağını olduğu sürece bunu oldukça düşük maliyetlerle gerçekleştirebilirsiniz.

Size basit bir açıklama yapayım.

Hepimizin bildiği veya henüz öğreneceği 722 kg’lık Voyager-1 uzay sondası NASA tarafından 1977 yılında uzaya fırlatıldı. Bu “Güneş Sistemi ve Uzay Sondası”  1977 yılından günümüze kadar Jüpiter ve Satürn’ü ziyaret etmiş, bu gezegenlere ait uyduların detaylı fotoğraflarını elde eden ilk sonda olmuştur ve görevi halen devam etmektedir. 41 Yıldır görevine devam eden bu sondanın sahip olduğu teknoloji hakkında hiç kimsenin bir fikri yok. Tek bildiğimiz 20.000.000.000 km’den bize fotoğraf ve veri yolladığı. Dünya ile ile Güneşin arası 150 milyon km ve Voyager-1 20 milyar km’den bize veri yollayabiliyor. Sahip olduğu iletişim teknolojisi bile inanılmaz durumda iken tutup “yahu altı üstü fotoğraf yolluyor, ne işimize yarayacak” mantığı ergen muhabbetlerini aratmayacak cinsten.

Bu nedenle NASA gibi kuruluşların özellikle büyük bir gizlilik içerisinde hem askeri hem de farklı amaçlar için yapmış olduğu çalışmaları sizi arayarak yada web sitesinde biz şunları yapacağız demesini kimse beklemesin. Güçlü ülkeler uzay teknolojisi üzerine büyük bütçeler ayırıp çalışmalarına devam ede dursun biz koltuğumuza yaslanıp “marsta insan yaşayamaz” düşüncesiyle hareket etmeye devam edelim. Bakalım sonumuz ne olacak.

“Nede olsa Challenger Uzay Mekiğininin contasını biz gevşettik. Uzayda zaten hayat yok.” Elin oğlu bilim-teknikle gününü gün etsin ama biz ne kadar olumsuz düşüncelerimiz varsa zehir gibi akıtmaya devam edelim. Şu anda elin oğlunun telefonunu, tabletini, bilgisayarını, arabasını, buğdayını, nohutunu ve aklınıza gelen ne varsa bize sundukları sürece kullanmaya devam edeceğiz.

Mars’ın kolonizasyonu sağlandığı an yeni çağın başlangıcı olacağı kesin. Bu çağda yerini uzayda alabilecek toplumlar level atlayarak modern uygarlığı bir adım daha öteye taşıyacaklardır.

Yorum Yapınız!

Yorum Bırakın!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top