Bilgi

Ağrı Kesiciler Nasıl İşe Yarar?


Kumsalda olduğunuzu ve gözünüze kum kaçtığını düşünün. Kumun orada olduğunu nasıl anlarsınız? Tabii ki orada olduğunu göremezsiniz, ama eğer normal, sağlıklı bir insansanız bunu hissedersiniz. Ciddi bir rahatsızlık hissini,  kısacası acıyı. Reflex olarak hemen gözünüzü kaşımaya ve yangı hissini gidermek için çaresizce hareket etmeye başlayacaksınızdır. Rahatlama hissini yakalayana kadar gözünüzle mücadele halinde olursunuz. Artık acı hissi ortadan kalktığında ‘’oh bee’’ diyerekten derin bir nefes alarak kumun gözünüzden çıktığını anlamış olursunuz. Bu örnekte olduğu gibi acı hissi çoğu zaman iyileşmenin, kurtuluşun bir aşamasıdır.

Dünyada acı hissedenler kadar acıyı hissetmeyen insanlar da var. Kulağa çok havalı gelse de aslında endişe verici bir durum. Eğer acıyı hissedemezseniz, yaralanabilirsiniz ya da kendinizi yaralayabilirsiniz ama asla fark etmezsiniz.

Acı, vücudunuzun erken uyarı sistemidir. Sizi etrafınızdaki dünyadan ve kendinizden korur. Büyüdükçe, vücudumuzun çoğu bölgesinde acı algılayıcılar oluştururuz. Bu algılayıcılar özelleşmiş sinir hücreleridir ve bunlara ağrı reseptörü (nosiseptör) denir. Bu reseptörler omurganızdan cildinize, kaslarınıza, eklemlerinize dişlerinize ve bazı iç organlarınıza kadar uzanır. Her sinir hücresi gibi, onlar da elektrik sinyalleri iletirler. Bilgiyi bulundukları konumdan beyne iletirler. Ama ağrı reseptörleri diğer sinir hücrelerinin aksine, sadece bir şey zarara sebep olacaksa veya oluyorsa çalışılar.

İğnenin ucuna nazikçe dokunun. Metali hissedersiniz ve o anda normal sinir hücrelerini harekete geçer. Ama hiç acı hissetmezsiniz. İğneye daha sert bastırırsanız, ağrı reseptörünün eşik noktasına daha fazla yaklaşırsınız. Yeterince sert bastırırsanız, eşik noktası geçilir ve ağrı reseptörleri harekete geçer. Vücuda her ne yapıyorsa durmasını söyler. Ama acı eşiği kesin bir nokta değildir. 

Bazı kimyasallar ağrı reseptörlerinin eşik noktasını düşürebilir. Hücreler hasar aldıklarında, onlar ve yakınındaki hücreler deli gibi bu kimyasalları üretmeye başlarlar. Reseptörün acı eşiğini düşürürler ve sadece bir dokunuş bile acıya sebep olabilir. İşte bu noktada reçetesiz satılan ilaçlar devreye girer. Aspirin ve ibuprofen bu kimyasalların belli bir grubunun üretimini engellerler; bu gruba prostaglandinler denir.

Prostaglandinler Ne İşe Yarar?

Prostaglandin, yaralanma ve hastalıkla mücadelede yer alan doku hasarı veya enfeksiyon yerlerinde yapılan bir lipid grubudur. Enflamasyon, kan akışı, kan pıhtısı oluşumu ve doğum eylemi gibi süreçleri kontrol eder.

Hücreler zarar gördüklerinde araşidonik asit adlı bir kimyasal salgılarlar. Ayrıca COX1 ve COX2 adında iki enzim araşidonik asidi prostaglandine dönüştürürler. Bu da daha sonra bir sürü başka iş yapmak için, başka kimyasallara dönüştürülür. Vücut sıcaklığını arttırmak, inflamasyon oluşturmak ve vücudun acı eşiğini düşürmek gibi. Bütün enzimlerin birer aktif bölgesi vardır. Bu bölge, enzimde reaksiyonun gerçekleştiği yerdir. COX1 ve COX2’nin aktif bölgeleri araşidonik aside tam uyar.  Aspirin ve ibuprofen görevlerini bu aktif bölgede yaparlar. İkisi farklı çalışırlar. Aspirin bir kirpinin dikeni gibi çalışır. Aktif bölgeye girer ve kırılır, yarısını aktif bölgede bırakır, yolu tamamen kapar ve araşidonik asidin buraya sığmasını imkânsız hale getirir. Bu olay, COX1 ve COX2’yi sonsuza kadar inaktive eder. Öbür taraftan ibuprofen aktif bölgeye girer ama kırılmaz veya enzimi değiştirmez. COX-1 ve COX-2 ondan kurtulabilirler, ama ortamda olduğu sürece ibuprofen enzim araşidonik asite bağlanamaz ve kimyasal reaksiyona giremez.

Peki, Aspirin ve Ibuprofen Ağrının Nerede Olduğunu Nasıl Biliyorlar?

Aslında, bilemezler. İlaçlar kan dolaşımına katıldıklarında, vücudun tamamını dolaşırlar. Ağrının olduğu yerlere gittikleri gibi, olmadığı yerlere de giderler. Yani aspirin ve ibuprofen böyle çalışırlar. Ama ağrının farklı yönleri de var. Örneğin nöropatik acı sinir sisteminin kendisine gelen bir hasardan dolayı hissedilen acıdır; dışarıdan gelen herhangi bir uyarıcı olmasına gerek yoktur.

Bilim insanları beynin, acı sinyallerine nasıl yanıt verdiğimizi keşfettiler. Örneğin, ne kadar acı hissettiğiniz, acıya ne kadar dikkat ettiğinize, hatta ruh halinize bağlı olabilir. Acı şu anda araştırılan bir alandır. Eğer acının bilimsel mekanizmasını daha iyi anlayabilirsek, belki insanların acıyla nasıl daha iyi başa çıkacaklarına yardımcı olabiliriz.

Yorum Yapınız!

Yorum/Cevap Yazınız.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top